Login to your account

Username *
Password *
Remember Me

Dizi Gazete'den 'Kehribar' yorumu...

Dilek Doğu'nun yazısı

2 haftanın bir aradan sonra yine Kehribar yorumuyla sizlerleyiz. Geçen hafta yorumlayamadığım için bu hafta ikisini birden yazayım dedim. Haydi, başlayalım bakalım.

Geçen bölüm, yine heyecanlı başlayıp yine heyecanlı bitti. Bazı dakikalar hüzünlü, bazı dakikalar bizi düşündürürken bazı dakikalarda da yüreğimiz ağzımızda izledik. Şahsım adına beni en çok heyecanlandıran anlar Yarımcalı Orhan ve Oğuz Doğu karşılaşması oldu. İkisi de mağrur ve gururluydu. Sahne de bir o kadar etkileyiciydi. Tabii ki, Oğuz Bey’in buluşmaya gitmeden önce sarf ettiği sözlerde ayrıca bir güzeldi. Malum, Orhan & Oğuz arasındaki çekişme artık iyice çığrından çıkacak. Ama gelgelim bu ikisi eski zaman dizilerinde izlediğimiz kabadayılar gibi karşılıklı haberleşip anlaşıyorlar. Haberleşme araçları ise bir tespih. Orhan’ın yolladığı tespih parçalanmış olarak geri gönderildi. Ondan sonra ise buluşmaları gerekirmiş son kez. Ama sadece ikisi baş başa. Bunu da Oğuz Bey’den öğrendik şu sözlerle: “Racon böyle tespih sahibine aittir. O da ancak sahibiyle tek başına gider buluşmaya.

Karşılıklı bakışmalar sert olsa da, konuşmalar gayet sakinceydi. Son sözler söylendi ve ayrıldılar. Tüm olaylar bundan böyle başlıyordu zaten ve ikisi de bunun farkında artık.

Orhan her ne kadar yemininden dönmek istemese de, bence o buluşmaya giderek zaten yeminini bozmuş oldu. Yemin bozmayacak adamın orda, o buluşmaya giderek rest çekmesinin başka anlamı olamaz. Zaten, bu haftaki bölümde de o yemin unutuldu gitti. Hocamız her ne kadar ona ‘yeminini bozma’ demiş olsa bile artık her şey için çok ama çok geç. O silah kaldırıldığı yerden çıktı. Artık, Mudanya’da çarşı pazar karışacak.

Veli’nin yaptıklarına ise şaşırmadım desem yalan olur. Musa, büyük gurur ve hevesle geldiği zeytin fabrikasından büyük hayal kırıklıklar bir o kadar da öfke ile ayrıldı. Ona göre her şey tamamdı.

Her şey ayarlamış, borçları o an için kapatmış, senetleri mahkemeye başvurarak şimdilik üzerine alarak Yarımcalıyı kendisine borçlandırmıştı. Çünkü Veli kardeşi Orhan’ı satmıştı ona. Karşılığında da hafife alınmayacak bir para almıştı. Sanem ve kızını alarak gidecekti artık Mudanya’dan. Ekran başındaki herkes böyle düşünüyordu. Ancak, hepimiz yanıldık. Veli, vicdanının sesini dinlemiş ve kardeşini satmaktan vazgeçmiş, Orhan’ın yanında olmaya, ondan af dilemeye karar vermişti.

İşte; Musa da, bizler de burada şok yaşadık. Veli, kardeşinin yanına geçerek ‘Hayır ben Orhan’ı satmadım’ diyince hepimiz şaşkınlığa uğradık nasıl olur diye. Meğerse bir gece önce her şeyi kardeşine itiraf eden Veli ile Orhan zaten anlaşmış. Veli, ise Musa’dan aldığı tüm para ile gidip Musa’nın geçici olarak el koyup mahkemeye başvurduğu borçları kapatmış. Yani, kısaca Musa’nın parası ile tüm borçlar kapatıldı, her şey yine onlarda kaldı. Kazanan Yarımcalı kardeşler oldu.

Tabii ki, Orhan Musa’nın kirli parasını kabul etmez.’Tüm borcumu sana geri ödeyeceğim’ dedi. O sahnede; Musa’nın yüz ifadesine hayran kaldım. Gözlerindeki o öfkeyi hissettim. Her zaman söylediğim gibi; Necip Memili gerçekten büyük oyuncu. Çok başarılı bir sanatçı.

Veli bu yaptığını karşılığını da, bayağı kötü bir dayak yiyerek ödedi. Musa, bunun karşılığını elbet ödetecekti. Ben daha ağır bir bedel beklesem de bir dayak ile kurtardı Veli. Yalnız, çözemediğim bir şey var ki,o kadar dayak Veli, nasıl oldu da, aynı sahnede ayağa kalkıp eve tek başına gelebildi?

Ve gelelim baş komiserimiz Yıldırım Gürcan’a… Onun da içindeki öfkeyi, hasreti, intikam duygusunu bizler de- Orhan da çok daha iyi anladık bu haftaki bölümde.

Orhan nasıl yardım etmeye çalıştığı köylülerin öldüğünü öğrendiği anda yetim kalan çocuğu sen anlayamazsın diyince baş komiserimiz de ipler koptu Orhan’a karşı.

İstanbul’da görevdeyken, baş komiserimiz ve Oğuz Doğu bayağı bir olaylar yaşamışlar meğerse.

Oğuz Bey, çok tehdit etmiş baş komiserimizi ama polisimiz peşini bırakmamış. Sonunda da, o kötü an gelmiş baş komiserimiz bedel ödemiş.

Zaten, 2 haftadır tüm karakterlerinin ağzında bir bedel cümlesidir almış gidiyor. Artık, yakın zamanda biten hangi diziden ilham alındıysa bu bedel cümlesi? Bir de, geçen hafta final yapan Evli ve Öfkeli dizisindeki Kehribar yorumunu da atlamadık. Yapım şirketi aynı olunca oluyor böyle benzerlikler ve bir dizi içinde diğer dizi reklamı.

Neyse, konumuza dönelim. Kırmızı ışıkta duran Yıldırım’ın arabası taranmış, eşiyle- kızı oracıkta ölmüş. Meğerse; polisimiz ondan dolayı bu kadar öfke ve intikam doluymuş Oğuz Bey’e karşı.

Onu da, etrafındaki herkesi de öldürmeye kesin kararlı. Kendisine ne olur onu şimdilik bilemeyiz. Ama şunu tahmin edebiliriz. Oğuz Bey’in ölümü baş komiser Yıldırım’ın elinden olacaktır ilerleyen bölümlerde. Zaten az-çok Yarımcalı ile anlaştılar sayılır. Malum; Orhan ‘ben temizlerim sen toplarsın’ dedi baş komisere.

Son sahnelerimiz ise bayağı bir aksiyon dolu idi. Ozan ve arkadaşları yapmaması gereken bir şey yaptı. Orhan’ın karşı çıkmasına rağmen, Oğuz Doğu’ya tuzak kurup, baskın yaptılar. Arabasına ateş açtılar. Hem de, iki minibüs dolusu adama karşı dört kişiyken. Oğuz da, arabadan indi ve Ozan’ı vurdu. Akıbetini pek anlamadık ama umarım ölmemiştir. Şuan bizlere öldü gibi bir hava verildi ama inşallah öyle değildir. Yoksa arkadaşlarını kimseler tutamaz demedi demeyin.

Zaten, haber alır almaz yeminini de bu sebepten bozdu Orhan. Onu Oğuz’un vurduğunu öğrendiği an gidip silahını aldı kaldırdığı yerden ve Oğuz Doğu’nun karşısına dikildi. Ama bilmediği bir şey vardı.O hasmının kafasına silahını dayadı dayamasına ama Oğuz’da boş  adam değil ki.Adamları da Leyla ve Kemal’in kafasına dayadılar silahları.

Evet, Yarımcalı tercihini yap bakalım! Oğuz’dan intikam almak mı, sevdiklerinin canı mı?

Haftaya yeni bölümün ardından yeni yorumlarla görüşmek üzere!

Twitter: dilek_doğu

Kehribar'a haftanın yorumu

Dilek Doğu'nun yazısı:

Bu haftaki bölüme yine aksiyon ve heyecan dolu başladık Kehribar’da. Geçen haftaki bölüm sonunda Adile ve oğlu Kaan gelmiş Leyla ile karşılaşmışlardı. Burada en çok tahmin ettiğimiz gibi yıkılan taraf Leyla olurken, sevinen taraf Orhan’ın annesi oldu. Erkek torun gelmesine çok sevinen babaannemiz acaba gerçekleri öğrendiğinde neler olacak? Leyla ise, bu gelişmenin ardından şimdilik gerçekleri söylemekten vazgeçer gibime geliyor. Çok karmaşık aile ilişkileri var bu dizide. Orhan’ın gerçek oğlu aslında Kemal ama ikisi de bunu bilmiyor. Kaan babasını Orhan sanıyor ama babası kim belli değil. Bu arada Kemal ve Meltem sevgili ama amca çocukları olduklarından habersizler. Kardeş çocukları sevgili mi olur? Benim düşünceme göre olmaz, bana ters geliyor ama kimine göre de normal tabi ki. Adile Orhan’ın karısı ama sadece kağıt üzerinde. Bakışlardan anlaşılan Kaan da Bahar’dan etkilendi, Bahar da Orhan’a aşık olmaya başladı. Leyla da bunun farkında. Aman durun durun vazgeçtim bu konudan çıkalım yoksa iyice karışacak kafamız. Biz asıl konulara dönelim değil mi?

Gecenin en çok yıkılanı-üzüleni Veli oldu. Topraklarından kendi payına düşen kısmını satmayı düşünürken, her şeyin Kemal’in üzerinde olduğunu öğrendi. Babası ölmeden önce her şeyi Orhan’a devretmiş. Veli’nin babasının mezarı başında ağlaması konuşması gerçekten çok iyi performanstı. Bakalım Veli’nin bundan sonraki vereceği kararlar nelere yol açacak? Ben pek olumlu olaylara çıkacağını sanmıyorum bu kararların. Veli, tamamen Sanem’in etkisinde, öl dese canını verecek onun için. Para hırsı da bürüdü artık gözünü, olaylar iyice içinden çıkılmaz bir hal alacak. Musa’ya gidip anlaşması, para istemesi, kardeşini resmen satması inanılması güç ama gerçek maalesef. Sanem tüm paraların gittiği düşünürken, Veli’nin gelip paraları başından aşağıya saçması sahne olarak güzel ama konu olarak çirkindi elbette.

Orhan ve Kaan’ın kısa ve öz konuşması da yüreklere dokundu. Dedemizi de sürekli anıyorlar. Diziden ayrılmış olmasına rağmen sürekli her bölümde anılması kıssadan hisselerin çıkmasına sebep oluyor.Bizlerde zevkle bu anektodları izliyoruz.

Orhan’la Musa’nın buluşma noktası da enteresan bir nokta olmuş. Bursaspor’un eski sahasında buluşmaları bir yerlere bir gönderme olmuş gibime geldi. Ama bu gönderme nerelere onu bilemedik. Bizi ilgilendiren ikilinin konuşmalarıydı. Konuşmalarda adı geçen şahsın adı-soyadı da şahsım adına pek manidar oldu. Oğuz Doğu. Soyadımız aynı olan bu karakter ilerleyen bölümlerde karşımıza çıkacak anlaşılan. Bende bu yüzden merakla bekliyorum onu. Tartışmanın tam ortasında sahaya polislerin dolması da ayrı bir enteresandı. Sen kapalı olan sahada buluş, poliste şak diye hemen gelsin alsın seni oradan. Şimdi diyeceksiniz ki, polis bunları telefon sinyalinden bulup takibe almıştır, öyle bulmuştur yerlerini. Ama,biz dizilerde böle hızlı ilerlemelere pek alışkın olmayınca sahnelerde garip geliyor.

Zaten devam eden sahnelerde her zaman alışık olduğumuz klasik sahneler geldi. Müdüre gelen telefon ve hiçbir şey olmamış yapmamış gibi kalkıp giden Musa. Üstelik polisimize tehditler savurarak gitti. Neyse benim genel fikrim o polis Musa’nın peşinden ayrılmaz bırakmaz. Önümüzdeki haftalarda daha da hareketlenecek ortalık. Orhan-Musa-Polis üçgeni oluşacak çatışmalar başlayacaktır.

Önceki akşamki duygusal konuşmalardan biri de, Cemil’in Leyla’ya itiraflarıydı. Hem deli gibi aşık olduğu kadın- 20 yıldır evli olduğu kadın. Ama evlendiği günden beri eli eline değmediği kadınla geçen 20 sene. Siz olsanız Leyla için mi, Cemil için mi üzülürdünüz? Ben kararsız kalmadım desem yalan olur. Cemil hem acınası, hem nefret edilesi bir karakter. Bir yanda sevdiği kadın için onun başkasından olan oğlunu kendinin gibi kabul eden ve hiç kimseye bu sırrı açıklamayan bir adam.Diğer yandan da önüne gelenin kafasına sıkıp öldüren, acımasız bir adam.Leyla ise sürekli onu horlayan bir kadın.

Bence onun yaptığı da acımazsızlık. Seni olduğun gibi kabul edip, sahip çıkan adama karşı bu kadar hor davranmaman gerekir Leyla benden söylemesi.

Meyhane sahnesi ise gerçekten güzeldi bir yanda Orhan ve Kaan, diğer yanda Musa ve Kemal.

Cami hocamızın her hafta olduğu gibi gene güzel ve bir o kadar da özel sahneleri vardı. Fakat ben hocanın gerçek kimliğinden şüphe etmeye başladım. Sanırım, içten içe bir gizem var onda da. Orhan’ın adamlarına verdiği nasihatler yabana atılacak gibi değil bence. Bunu bir kenarda not edin bence. Hocamızın gerçek kimliği farklı çıkacak ilerleyen bölümlerde.

Orhan ile Kaan’ı tenha sokaklarda kıstırıp tuzağa düşürmeleri Musa’dan beklenen bir hareket. Ama 6-7 kişinin bu baba oğula kafa tutması saçmaydı. Orhan tek başına bir ordu adamı hakladı önceki bölümlerde, oğluyla beraberken vız gelir onlara bu kadarcık adam. Hele hele de, Orhan’ın adamları yoldaşları  varken arkalarında.

Gerçi Kaan bu yaşadığı olaylar karşısında şoktaydı. Ne olduğunu anlayamadı doğal olarak. Babasının adam öldürdüğünü görmek ona hayatının şokunu yaşattı. Bakalım önümüzdeki hafta babası ile ilgili düşünceleri ne derecede değişecek? Zaten fragmandan anladığımız kadarıyla; önümüzdeki hafta çok daha fazla hareketli olurken bir o kadar fazlada kan dökülecek. 

Twitter: dilek_doğu

Kehribar'a Dizi Gazete yorumu:

Dilek Doğu'nun yazısı

Orhan Yarımcalı’nın meydan okuması ile başladık Kehribar’ın 3. bölümüne.

Karşılıklı tehditler savruldu. İlerleyen sahnelerde ise sırf bu yüzden kurşunlar havada uçuştu. Cinayetler işlendi, masum insanlar öldü. Katiler ise Orhan Yarımcalı tarafından öldürüldü. İşin tuhafı cesetleri ortadan kaldırmak Musa’ya düştü.

O da zaten bu adamları kendine meydan okudukları için hiç sevmemişti. Orhan’ın onları öldürmesi işine gelmedi değil yani. Pavyonda ikisinin restleşme sahnesi ise izlemeye değerdi.

Her bölümde Orhan’ın korkusuzca bir yerleri tek başına basıp oradaki herkesi etkisiz hale getirmesine alıştık zaten. Ama bu kez Musa ile karşılıklı Rus ruleti oynaması çok güzel bir sahne olmuş.

Bu sahnede Necip Memili bir kez daha bizlere oyunculuğunu ispatladı. Bir an için gözlerindeki öfkeyi tamamen içimde hissettim. Bakışı, duruşu özelikle Orhan’ın arkasından çaresiz bakışlarını tüm benliği ile hissettirdi ekran başındakilere. Tebrik ediyoruz kendisini.

Ama maalesef ki, Musa karakterine gelince hep hüsran. Her attığı adımda Orhan’a olan düşmanlığı artıyor. Ama ona karşı yapmaya çalıştığı her kötülükte başarısızlığa uğrayıp daha da çok artıyor nefreti ve düşmanlığı. Musa’nın bazı hareketleri de başka bir kanalda izlediğimiz dizinin baş kahramanı ve hiç hoşlanmadığımız babasına benzemiyor mu bu arada? Kendi kendine birileriyle konuşmalar, cevap vermeler ve başım ağrıyor diyen el hareketi birebir aynı. Güldürürken düşündürüyor bu benzerlikler. Ama olsun Kehribar’ın kadrosu çok sağlam ve hepsi tek tek kendilerini kanıtlamış başarılı oyuncular. Zaten karakterler kelimenin tam anlamı ile cuk oturmuşlar rollerine. Birbirleriyle olan uyum ve karakterler arasındaki geçişler harika.

Sanem karakteri içinse hiç yanılmamışım hatta az bile düşünmüşüm.Kötü gelin olmaktan da çıktı katil gelin oldu. Bir de kalkmış  vicdan yapıyor kendi kendine. Sözde pişman ama o bakışlar var ya o bakışlar,işte tüm gerçek o gözlerde. Sanem’deki bu acımasızlığı da anlamıyorum ayrıca. Onu pavyondan çıkarmış, kendi kızları saymış bir ana-babaya neden bu acımasızlık?

Velicim senin de neyine gidip mekan basmak? Hadi gittin bastın, yiğitlik yaptın sonuç neydi be kardeşim? Kendini daha da küçük düşürüp aptallığını ispatlamaktan başka ne işe yaradın sen o sahnede acaba?

Üstelik artık tüm bu olanlar yüzünden, Orhan da bu işin peşini bırakmayacak. Babasının ölümüne Sanem’in sebep olduğunu senin bunu öğrenip sakladığını anlayınca ailenin yüzüne nasıl bakacaksın?

Hazır bukadar kötü karakterden bahsetmişken başka bir kötüyü daha atlamayalım değil mi? Makbule Hanım’ın da Sanem’den pek farkı yok. İkisi de kötü karakterler. Makbule Hanım’dan ilerleyen bölümlerde daha fazla oyun- alvere dalavere beklemekteyim.

Adile ve oğlunun da önümüzdeki haftalarda Türkiye’ye gelip Mudanya’da yaşamaya başlayacağı aşikar. Zaten Musa onlara kadar çoktan ulaşmış, fitili de ateşlemiş. Artık Türkiye’ye gelmelerinin tam zamanıdır diye düşünüyorum. Adile karşılıksız bir aşkla Orhan’a bağlı ama Orhan ona hiçbir şekilde aşık değil. Zaten evlilikleri de formalite. Ama bunu kimseler bilmediği için onların gelişi pek çok olaya yol açacaktır. Mesela Musa onları Orhan’a karşı koz olarak kullanacaktır. ‘Oğlunu öldürürüm’ diye tehdit bile edebilir. Leyla açısından ise; Orhan’ın evli çocuk sahibi olması kalbindeki yaraya bir bıçak darbesi daha olacaktır. Orhan’ın annesi için ise bir gelin ve torun sevinci olacaktır. Eşini kaybetmesinin ardından azda olsa  sevinç kaynağı haber olacaktır bu durum onun için. Ama bu gelin de pek akıllı uslu bir karakter değil maalesef. Gelinler konusunda biraz şanssız bir aile bu ne yazık ki.

Erkek torun sevgisi saracaktır tüm benliğini ama bu torun ile gerçekler ayrı bir darbe olacak büyükanne Yarımcalı’ya.

Cemil karakter ise tam bir ezik ama bir o kadar da acınası bir karakter. Her sahnesinde  ‘yazık adama’ diyorum. Hem başkasından yani can düşmanın Orhan’dan olan çocuğu kendi oğlunmuş gibi göster herkese, hemde git sürekli onun karşısında ezil. Gerçekten içler acısı durumu. Zaten Cemil’in sonu da tahminimce Musa’nın elinden olacak, suçu da Orhan’ın üzerine kalacak. Musa, kıskandı öldürdü diye iftira atacak gibi hissediyorum.

Zaten, Orhan ve Leyla’ya gel diye mesaj atıp, tuzağa düşüren de Musa’dan başkası değildi. Ve gene Cemil’i dolduruşa getirip onların üzerine salması da çok akıllıcaydı, inkar etmeyelim.

Bölüm sonunda vurulan Leyla’yı ve kapana kısılıp kalan Orhan’ı izledik. Tabi ki ikisi de kurtulacaktır.Ve büyük ihtimal önümüzdeki hafta çok kan dökülecek. İlk bölümde tahmin ettiğim gibi artık Orhan’ın önünde kimseler duramayacaktır. Artık o kabadayı-mafya arası bir adam oldu. Zaten malum sebepten dolayı ölümden korkmuyor, bu yüzden her gittiği yere korkusuzca gitmeye devam edecektir. Önümüzdeki hafta intikam çığlıklarıyla  her mekana korkusuzca dalarak kurşun yağdıracaktır.

Dikkatimden kaçmayan bir nokta ise kahramanlarımızdan üçünün isim uyumları oldu. Orhan-Veli & Orhan- Kemal.

Tahminlerimce senaristlerimizin bu uyumu bilerek sağladılar ve edebiyatın usta isimlerine bir selam gönderdiler. Kendilerini bu uyum için tebrik ederim. Reytinglerde hala hak ettiği yeri almadığını düşündüğüm bu projeye emek veren herkse de aynı şekilde...