Dizi Yorumları

Dizi Yorumları (46)

Dizi yorumları yerli dizi yorumları yabancı dizi yorumları yerli ve yabancı dizilerden yorumlar güneşin kızları yorumları poyraz karayel yorumları o hayat benim yorumları house of cards yorumları dizi eleştirileri dizilerin yeni bölümleri hakkında yapılan yorumlar dizi kritikleri dizi eleştiri yazıları dizi yorum yazıları ne yorumlar yapıldı diziler hakkında yapılan yorumlar paramparça yorum kördüğüm yorum kanal d star fox kiralık aşk o hayat benim çifte saadet göç zamanı filinta diriliş ertuğrul 

Poyraz Karayel'e haftanın yorumu:

Sibel Doğu'nun yazısı:

Bu hafta yayınlanan bölüm itibariyle Poyraz Karayel'in yeni sezonunun mevzusu belli oldu. Emniyetteki müdürü, eski kayınpederi, babası, abisi derken Poyraz'ın bundan sonraki savaşı anladığımız üzere Rus mafyasıyla olacak. Kaç haftadır 3. sezon için konu kalmadığını yazıyordum ama Poyraz'ın büyükelçiliğe ait konutu basacağını ve hatta konsolosun oğlunu öldüreceğini tahmin edemedim. Bu bölümden sonra artık Rus mafyası da boş durmayacaktır. Hatta; Neşet'in, Poyraz'a karşı ilk defa samimiyetle söylediği 'Bu adamlar sandığından daha tehlikeli, Sinan'ın bile cesedini toplayamazsın' sözleri bir haberci olabilir. Hatta, Poyraz’ın elçilik konutuna daldığı kamyonun üzerindeki ‘Ölüme gidelim dedin de mazot mu yok dedik’ yazısı bile dizide yaşanacak ve Poyraz’ı derinden sarsacak bir ölümün habercisi olabilir. Ama, bu sahnede Neşet’in uyarısının gerçekten samimi olduğunu ayrıca belirtmek isterim. Poyraz’ı uyarırken gerçekten ciddi ve samimiydi. Tabii, bir sonraki bölümde onlarla işbirliği yapmayacağı anlamına gelmez.

Sezon finaline girerken ağır bir kayıp verecek gibiyiz Poyraz Karayel izleyicileri olarak. Zaten Taşkafa ve Zülfikar da, sık sık başlarının büyük belada olduğunu dile getirdiler.

 Dizide bir ölüm beklerken bir de sürprizle karşılaştık bu bölüm.  Açık söyleyeyim, fragmanda Sefer’in adını ilk duyduğumda ‘Ya bir tuzak ya da cesedi bulundu’ diye düşünmüştüm. Ama Sema’nın, Savcı Hakan’la birlikte olduğu o sahnenin ardından gelen telefonla ben yaşadığını düşünmeye başladım. Diziden tartışmalı bir şekilde ayrıldığı iddia edilen Kanbolat Görkem Arslan ile yeniden bir anlaşma sağlandı mı bilemeyeceğim ama ben Sefer’in önümüzdeki bölümde diziye dönmesine ihtimal veriyorum şuan. Cesedi bulunmuştur tezini de ‘o zaman hastaneden değil emniyetten ararlardı’ teziyle çürütürsek, Sefer’in diziye dönme ihtimali var cidden. Sezon finali bölümünde çıkacak her şey ortaya, bekleyip görelim bakalım. Bu arada senaryoda Sema karakterini düşürdükleri durumun hiç de, sevimli görünmediğini belirtmeliyim. Bunca zaman izlediğimiz Sema’yla da örtüşecek şeyler değil bunlar. Hakan’ı sevdiğinden emin olamadan birlikte olduğunu görmemiz Sema’ya olumsuz bir bakış açısıyla bakmamıza neden oldu ister istemez. Hele hele Bahri Baba’yı kurtarmak ve Hakan’ın dilekçeyi işleme koymasını engellemek adına Sema’nın bunu yapması daha da soğutur karakterden. Geçen hafta da yazdığım gibi, Sema bunlar için kadınlığını kullanacak bir karakter değildi. Karakteri bu noktaya getirmek pek etik olmamış. Sema ya Sefer’i severek kalsaydı ya da gerçekten sevdiğine inandığımız bir sahnede Hakan’la birlikte olsaydı itirazı olmazdı da izleyicinin bu şartlarda geçen sezon dizinin ana direği olan Sema karakterinin vasıflaştığı bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Şimdi Sefer gelse, bir de Hakan- Sefer çekişmesi mi izleyeceğiz yani? Hatta, Sefer gelip üstüne Sema bir de Hakan’dan hamile kalırsa o zaman görürüz cümbüşü. Neler olacağını bekleyip göreceğiz, o zaman biz Bahri Baba’dan devam edelim. Bahri Baba, Savcı Hakan’la anlaşma yaparak, gözaltına alınan Poyraz’ın serbest kalmasını sağladı, kendisi de ömür boyu hapiste yatmayı göze aldı. Bahri Baba’nın hapse girerek aradan çekileceğini pek sanmıyorum. Bu karakteri daha da pasifleştirmek olur, Bahri Baba gidecekse ölerek gitmeli diziden. O nedenle Bahri Baba’nın hapse gireceğini pek sanmıyorum. Bahri’nin hapse girip girmeyeceğini de haftaya anlayacağız da, Despina Hanım’ın ‘Koltuğun bana çok yakışacak’ diyerek, Bahri Baba’nın koltuğuna göz dikmesi de iyiydi. Gelecek sezon Despina Hanım’ı mafya anası olarak filan izlersek şaşırmamak gerek.  

Bu arada Despina’nın Meltem’le dertleşme sahnesini de beğendiğimi belirtmek isterim. Meltem’in çocukluğunda yaşadığı korkular, kullandığı ilaçlar derken yaşadığı bunalıma dair bir şeyler izlememiz iyiydi. Karakter ilk göründüğünden bu yana hep bunalımlı. Sevgilisi öldüğü için depresyona girip bu kadar psikolojisi bozulmuş gibi şeyler duyduk da hikâyesini tam anlamamız açısından iyi bir sahneydi. Gerçi, bunu Meltem ilk çıktığında izlememiz gerekiyordu. Zira, artık Meltem’i kabullendik, geçmiş hikayesini merak etmiyoruz. Artık, Zülfikar’la tatliş hallerini izlemek yetiyor.

Bölümün tamamı Ayşegül’ün kaçırılması ve aranmasıyla geçti.  Ama, yaklaşık 20-25 bölüm önce o zamanlar Adil Topal olduğunu sandığımız İsmail Karayel’in adamı Ufuk tarafından kaçırıldığı bölümden daha akıcıydı bu bölüm. Neşet’in önce Ayşegül’e tokat atan İhsan’a özür diletmesi, sonra kendi tokat attığı için eline ateş etmesi, arada bir vazoyu kırmış küçük çocuk gibi suçlu suçlu Ayşegül’e bakması, üstüne bir de elleriyle kalp işareti yapması, Ayşegül’ün Neşet diye İhsan’a odunla vurup üstüne bir de ‘Sen sandım’ demesi, Ayşegül’ün de Poyraz’ı anarak ‘hepsi manyak bunların’ demesiyle hareketli ve akıcı geçti bölüm. Bu arada çıktığı ilk bölümden bu yana sahnelerinde hep bir kasıldığım İhsan’ın da sonu Bahri Baba’dan oldu. Ellerine sağlık Bahri Babacım. Oyuncu kaynaklı bir durum değil yanlış anlaşılmasın, karakter fazlaca itici yazılmış. İhsan’la beraber Poyraz’ın ‘en fırıldak adam’ dediği Şevket Müdür’ün de öleceğini sanmıştım ama otobüsün önünü kesenler, Neşet’in adamları değil Bahri Baba’lar olduğu için şanslıydı. Bir de, Şevket’i konuşturmaya çalışırken geçen hafta kaybettiğimiz efsane boksör Muhammed Ali'yi anmalarını da sevdim. 

Geçen hafta Begüm tarafından bıçaklanan Songül de baya formundaydı bu hafta. Telefonda ‘İyi misin’ diye soran Sadreddin’e ‘İyiyim iyiyim çaya gel’ demesi ayrı komedi, hastanede Sadreddin’e ‘120  dikiş attılar’ diye yalanlar uydurması  ayrı olaydı. Sadreddin tahmin ettiğimiz gibi daha çok Begüm’e üzülüp, Begüm’le ilgilendi.  Yalnız Begüm gözaltında, Songül’ün şikayetini geri çekmek için tek şartı da Begüm’ün ülkeden gitmesi, Poyraz desen tutuklanma tehlikesi bir yana başını Rus mafyasıyla belaya soktu. Bu hafta hem annesi- hem babası polisler tarafından götürülünce zavallı Sinancık’a da acıdım vallahi. Zülfikar- Taşkafa ve Meltem, son sahnede Poyraz’ın yanına giderken bari birisi Sinan’ı düşünüp kalsa diye düşünmedim de değil.

Bu arada Songül’ün şartı karşısında Begüm gider mi bilmiyorum ama Sadreddin’le karşılıklı ağlama sahnelerinde ikisi için gerçekten de üzüldüğümü belirtmek isterim. Bu mülayim Sado’yu zaten pek bir sevdim, Begüm’e de acıdım. Güzel bir sahneydi. Özellikle Şebnem Hassanisoughi sahnenin duygusunu çok iyi yansıttı. Zaten kendisi çok başarılı bir oyuncu.  Begüm’ün hikayesi bitti derken hem senaryoyla hem de kendisinin başarılı performansıyla yeniden canlandı karakterin varlığı. Bir de yeri gelmişken şu mantık hatasını atlayamayacağım. Songül Sadreddin’e diyor ki; ‘Begüm bu ülkeden gitsin, şikayetimi öyle geri çekeceğim’.  İyi de, Begüm gözaltında olduğuna göre, onun gidebilmesi için ilk olarak Songül’ün zaten şikayetini geri çekmesi gerekiyor. Bir de bölümün başında Bahri Baba’ların Sema’nın yokluğunu ancak Ayşegül’ün kaçırıldığı haberi gelince fark etmeleri de garip değil mi? O kadar yemek yerken filan kimse demedi mi Sema nerde diye? Neşet’in geçen bölüm ve bu bölüm başında İngilizce konuştuğu adamla birden bire Türkçe konuşmaya başlaması da bir acayipti. Sanırım adamın İngilizce’sine daha fazla dayanamayıp Türkçe konuşturmaya karar verdiler.

Ayşegül’ün Neşet’le mücadelesi dediğim gibi akıcı sahnelerdi. Hareket halindeki arabadan atlayıp sadece bacağındaki hafif yarayla kurtulması pek gerçekçi olmasa da sahneler güzel ilerledi. Poyraz tek başına o kadar adamın bulunduğu konsolosluk mülküne girmesi de aynı şekilde. Gerçekçi değil ama akıcı.

Neşet, Poyraz ve Hakan’ın işbirliği sayesinde bir ara yakalanınca tutuklanacak sandım. Neşet’in de Bahri Baba gibi tutuklanmasını pek beklemiyorum zira. Tutuklanması etkisiz hale gelmesi demek olur karakterin. Dizinin şimdilik tek kötüsü olduğundan Neşet’e ihtiyacımız var ne de olsa. Gerçi, gelecek sezon, Ruslar Neşet’i bile mumla aratabilir bizlere..

Gelecek bölüm sezon finali olduğundan daha bir merakla bekliyorum yaşanacakları. Zira, haftaya yayınlanacak bölümden sonra 3 ay beklemede kalacağız ve yine yazı zor geçirmemize neden olacak bir bölüm izleyeceğimizi tahmin ediyorum.

Son olarak; Poyraz’ın, Neşet’e tuzak kurarak yakalanmasını sağladığı ve canice olsa da ayağını arabayla ezerek Ayşegül’ün yerini öğrenmeye çalıştığı sahnede İlker Kaleli ve Tolga Güleç’in oyunculuğuna hayran kaldığımı bir kez daha dile getirmeliyim.  İlker Kaleli zaten her bölüm oyunculuğunu ortaya koyuyor. Diziye dahil olduğu ilk bölümlerden beri oyunculuğunu beğendiğim Tolga Güleç de, birkaç haftadır standart bir oyunculuk sunuyordu izleyiciye ama bu hafta Ayşegül’ün karşısındaki hem psikopat hem suçlu çocuk halleriyle yeniden taktiri hak etti. Burçin Terzioğlu zaten zarafetiyle göz dolduruyor.  Celil Nalçakan çizdiği Zülkifar portresiyle kendisine hayran bırakıyor. Sinsiliğin kitabını yazan Songül’e hayat veren EceÖzdikici’ye ise hayranım.  Kısaca tüm ekibin ellerine ve emeklerine sağlık diyerek sezon finalini bekleyelim.

Yaz sezonu açılıp yazlık diziler bir bir arzı endam etmeye başlarken, izlemek ve okumak isteyenler için ben de bir şeyler karalayacağım bazı yapımlar hakkında. Takip etmek isteyenler için, önümüzdeki hafta başlayacak olan Aşk Laftan Anlamaz ve Yüksek Sosyete dizilerinin yorumlarının da, sitemizde bulanacağını bildirmek ister, bu haftanın yorumunu burada bitiririm.

Sezon finalinden sonra görüşmek üzere Poyraz Karayel’ciler…

Twitter: Sibel Doğu

Poyraz Karayel'e haftanın yorumu

Sibel Doğu'nun yazısı

Sezon finali yaklaşırken heyecan doruktaydı bu hafta yine Poyraz Karayel’de.  Ayşegül’ün gerçek niyetini öğrenen Neşet’in yapacağının merakıyla başladığımız bölümü, Neşet’in Ayşegül’ü kaçırmasıyla bitirdik. Neşet’ten Ayşegül’ü kaçırmak gibi bir hamleyi ben sezon finalinde bekliyordum aslında. Hatta aynı dakikalarda Poyraz da Neşet’in adamları tarafından vurulabilirdi ya da Ayşegül Poyraz’a zarar gelmesini engellemek adına Neşet’le gitmek zorunda kalabilirdi gibi bir tahmin vardı aklımda. Ayşegül’ün önümüzdeki bölüm Neşet’le gideceğini pek sanmıyorum hatta Neşet’in gidebileceğini de pek sanmıyorum.  Ama sezon finali yaklaşırken oldukça heyecanlı ve kritik bölümlerdeyiz. Her an ‘3 ay nasıl geçecek’ dedirtecek bir bomba patlayabilir.  Ama Bahri ve Poyraz dâhil ekibinin hapse gireceğini pek sanmıyorum. Geçen sezonun tekrarı olur bu. Zaten Sema da bu haftaki bölümde sağ olsun, Savcı Hakan’ı tavlayarak ve ‘gidip teslim olacağım’ diye blöf yaparak Bahri Baba’ları kurtarma yolundaki ilk adımı attı.  Ama bu hareketin Sema’ya hiç yakışmadığını da belirtmek isterim.  Hakan ile hikâyesi de hiç akıcı gitmiyor. Tamam, Sefer’den bağımsız düşünüp sevebiliriz dedim de, hikâyeye bir şey katmak gerekiyor. Hakan, Sema’ya olan öfkesinden Bahri Baba’ları hukuki yollardan bitirecek bir şeyler yapıyor, Sema Hakan’ın karşısına dikilip hesap soruyor, Hakan’ın kendisine olan aşkını kullanıp ya Poyraz’ları nezaretten kurtarıyor ya da gözaltı kararını geri çekmeye çalışıyor. Sema bunları yapacak karakter değildi ki. Hele hele bunun için kadınlığını kullanacak bir karakter hiç değildi. Başka birisinin aşkını kullanacak kadar da acımasız değildi.  Sema’nın hastalığı ile ilgili sahne yazılmasından umudu kestim zaten artık. Hakan’ın mezuniyet töreninde giydiği kıyafete kadar takır takır saydı maşallah. Yine de, Hakan ve Sema arasında yaşanacak aşkı merak etmiyor da değilim. Bir de unutmadan eklemek isterim.  Polis gözaltı kararı vesilesiyle Bahri Baba’nın evine geldi de, Songül’ün bir ‘Evde yoklar’ lafıyla dönüp gitmeleri mantıklı mı? İnsan bir eve girip bakar, istenmeyen komşuyu ‘Annem evde yok’ diye kandırır gibi polis mi gönderilir öyle kapıdan. Ama polisin tüm ekibin adını sayıp Taşkafa’yı kastederek ‘diğerinin adı neydi’ diye sorması güzeldi, Songül’ün kapattığı kapının ardından yapacak iş bulamayınca kapıya bakan Akın’a verdiği derste aynı şekilde.

Songül demişken… Begüm’e haksızlık etmişim, kadın Songül’den daha akıllı ve deli çıktı ve Songül’e oynadığı oyunun bedelini fena ödetti. Songül’ün gönderdiği fotoğrafların gerçek olduğuna inanmayarak da aynı bir zekâ örneği gösterdi. Yalnız kaldığında Songül’e hırsından kendi kendine tepinmesi hariç elbette.  Ekran başındaki bizlerin Begüm’e inanmasını anladım da, Songül gibi akıllı kadının Begüm’e inanıp üstüne bir de acıyıp sarılarak bıçaklanması Songül’e yakışmadı. İşte burada Begüm’ün daha akıllı olduğunu anlamış olduk. Songül’den kurtulmayı dört gözle bekleyen Sadreddin’in, bu olaya vereceği tepkiyi çok merak ediyorum.

Sema’dan söz etmişken, Zülfikar, Taşkafa ve hatta BJK Başkanı Fikret Orman’ın Sefer’in mezarını ziyaret etmesini unutmayalım. Her ne kadar Galatasaraylı olsam da, dizideki bu BJK vurgusunu da çok seviyorum. O nedenle Zülfikar’ın söylediği ’Sensiz şampiyonluğun bile tadı yok dedem’ repliğini pek bir beğendim. Ama o sahneye geçiş öyle bir hızlı yapıldı ki, sahnenin duygusunu alamadım bir an için. Bir de, orada Zülfikar’ın ‘Ben Meltem’e de başkanım diyorum Fikret Başkanım’ diye espri yaptırmak saçmaydı. Sonuçta duygusal ortam, mezarlıktasın. Ayrıca, Başkan diye hitap eden de Meltem değil miydi?

Savcı Hakan’dan devam edelim. Neşet’in kızıyla tehdit edip yanına çektiği Şevket Müdür sayesinde uyuşturucu deposuna ulaşamaya bir de üstüne saldırıya uğrayan Hakan, bundan elbette ki Poyraz’ı sorumlu tuttu.  Olaylar buraya kadar gayet heyecanlıydı da, Hakan gelince Poyraz’ın, Neşet gelince de Hakan’ın Ayşegül’ün yatak odasına saklanmasına gülmedim desem yalan. Hele hele dolabın içine saklanan Poyraz’ın kulaklıkla Neşet’le Ayşegül’ü dinlemesine benden 100 puan…

Sinan’ın ‘tonbalıklı pizza’ şifresini son anda anlayabilen Poyraz’a da 200 puan. Oyuncak ayı kılığında Sinan’ı savcının yanından alan Poyraz, Ayşegül ve Sinan’ın arabadaki tatlı halleri ise paha biçilemez.

Biraz da komik sahnelere değinelim.  Ümran Hanım’ı Taşkafa’ya isteme meresimi oldukça keyifliydi. (En azından Sema’nın Sefer’e istenmesi sahnesinden inandırıcı ve eğlenceliydi.) Klasik siz nasılsınız’lar zaten olmazsa olmaz sahnedir ama kafası karışan Albay’ın ‘Allah’ın emri’ filan diye cümleye başlaması güldürdü bizleri. Unutmadan; Zülfikar’ın, töreni ocak başında yapmayı düşünen Taşkafa’ya söylediği ‘Bazen beyninle miden yer değiştiriyor senin’ lafı ayrı güzel,  Taşkafa’nın ben gidip ‘çiçek, çikolata, çiğköfte filan yaptırayım’ demesi ayrı komikti. Bir de, herkes Meltem’in mekanda kalmak zorunda kalınca bir kez daha çikolatalı omlet yemek istemeyen Zülfikar’ın halleri de komikti. (Sen yorulma diye sıpa gözüm) Neşet’in Ayşegül’e evlenme teklifi etmesi karşısında kızmak yerine kendi evlenme teklifiyle kıyaslama yapan Poyraz’ı da unutmadım elbette. Gerçi adam haklı. Türk TV tarihinin gördüğü en orijinal tekliflerden birisini yaptı adam. Teknede kuru kuru ‘Sen eşsiz bir kadınsın Ayşegül’ demekle olmuyor yani.

Son sahnede, Aysen Berk’in gitmeden evvel yaptığı son iyilikle Neşet’e gol atan Poyraz, yazımın başında da belirttiğim gibi bir de gol yedi. Uyuşturucunun formülünün yazdığı sayfalar Poyraz’ da ama Ayşegül’de Neşet’te. Rus ortağı o formüller olmadan Neşet’i yurt dışına götürmeyeceğinden büyük ihtimal Türkiye’de kalacaklar ama Neşet’in Ayşegül’e ne yapacağını kestiremiyorum.  Poyraz, o sayfaları Neşet’e getirse bile bırakmayabilir Ayşegül’ü.

Gelecek bölümü heyecanla beklerken,  uyuşturucu üreten Aysen Berk’i neden hala böyle mağdur ve hasta bir karakter olarak gösterdiklerine mana veremediğimi belirtmek isterim. Ama isteyerek ama zorla uyuşturucu işine girmiş kadın. Böyle yardım ederek göndermek pek mantıklı olmadı.  Gerçi o da Neşet’i köşeye sıkıştıracak kapıyı araladı ama ben daha şeytan bir karakter bekliyordum kendisini. Sonuçta Hayzın Börk diye az aramadılar kendisini….

Twitter: Sibel Doğu

 

 

 

 

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'a haftanın yorumu

Dilek Doğu'nun yazısı

Bu bölüme Yunus Selim bebeğin maceralarıyla başladık. Bu bölümde, şirin mi şirin annesinden uzakta kalan bebişimiz etrafa hem dayanılmaz kokular hem de gülücükler saçtı sürekli. Yunus Selim’e mi üzülsem, Nazlı’ya mı anlayamadım bu bölümde.

Hızır’ın bir inat uğruna bebeği annesinden ayırması çok anlamsız ve saçmaydı. Nazlı, karakterini sevmesem de bu bölümde onun için üzüldüm. Bebeğinden ayrılmayı hak etmedi.

Hızır kucağında Yunus ile eve geldiğinde, o an tam kadro olarak tüm kadınların orada olması garipti. Allah aşkına sizlerin evi yok mu hanımlar? Bir de sizin evinize gelsin bu kadar insan? Sürekli Meryem ağırlıyor sizi. Mübeccel başta olmak üzere o evden hiç çıkmıyorsunuz, birer yorgan döşek falanda atalım orada kalın bari.

24 saat canlı yayına hazır olan Mübeccel eve oğlu ile gele Hızır’ı görür görmez kafasında tilkileri dolaştırmaya başladı zaten. Olaylar hakkında neler desem diye kurmaya başladı.

Şimdi bu olaylara sebep olanın Yaren olduğunu ve her şeyin onun başının altından çıktığını zaten biliyoruz. Tüm bu olayların başlangıcında o var. Ama Nurten’den şüphelenmek daha kimsenin aklına gelmiyor her nedense. Aslında, kelimenin tam anlamı ile yılanın başı o zaten. Neden tek bir Allah’ın kulu çıkıp ‘hop bir dur bakalım’ demiyor şaşıyorum. Nurten, Meryem’den intikam almak için her şeyi yapar. Yapıyor da zaten. İlerleyen bölümlerde silahta çekerse hiç şaşmam diye düşünürken, Nurten kiralık katil bile tuttu. Gerçi, katil tırsıyor Meryem’den ama bakalım neler olacak? Kesin olan tek şey artık Nurten’in bu kirli oyunlarını birilerinin anlaması lazım.

Hayriye Hanım’ın Meryem’e oynadığı oyun da izlenmeye değerdi zannımca. Lütfiye’yi odasına gönderip kendisi namaza duran sevimli babaannemiz, Yunus bebek ağlayınca Meryem bakmak zorunda kalsın diye ufaklığı da çimdiklemeyi ihmal etmedi, ağlattı zavallıyı. Amacına da ulaştı,bebek artık Meryem’in kucağına da geldi.Gerçi, ilk doğduğunda da başka yerde değildi.Bakalım şimdi neler olacak. Ama minicik bebeği öyle çimdiklemek de biraz acımasızlıktı.

Çiftlikten eve dönerken arabaları taranıp, çapraz ateşte kalan üçlümüzden neyse ki ölen olmadı. Ağır yaralanmış olsa da Reha’mız da kurtuldu. Şahin Ağa’ya da bu haberi vermek her zamanki gibi Hızır’a kaldı. Vehbi türlü bahanelerle Şahin Ağa’yı galeriye getirdi ama tabii ki o bahanelere Şahin Ağa pek inanmamıştı. Hızır’ın gözlerine bakarak ‘Evlat yaşıyor mu Hızır’ım demesi de bunu ispatladı zaten.

Yaşadığını öğrenince derin birde oh çekti Şahin Ağa. Bu çapraz ateşte kalıp vurulma sahnesinde pekte bahsetmek istemiyorum. Çünkü, her izlediğimiz dizide vurulma ve aynı bölümde ya da bir sonraki bölümde kendine gelme sahneleri artık çok klasik olduğundan gerek kalmıyor bir şeyler demeye.

Şimdi fidanlıkta yine gizli kapaklı planlar dönüyor, Hızır’ın aklında çeşitli planlar var. Amacı ne anlayamadım, bir öyle- bir böyle söylüyor. Herkesi birbirine düşürüp tek başına mı, lider olmak istiyor yoksa gerçekten konuştukları ile istedikleri aynı şeyler mi karar vermedim ben şahsen. İkilemde bırakıyor bazı hareketleri sanki.

Amma velâkin gelin görün ki onlar fidanlıkta Fikret’i ortadan kaldırma planları yaparken, Fikret’te Tipi’nin ablası Emine’ye evlenme teklif ediyordu aynı dakikalarda. Ama maalesef aynı anda da Fikret’i öldürme planları yapan üçüncü bir kişi daha vardı. Pekte uygun olmayan bir ortam olsa da, mezarlıkta buluşmuştu Emine ile Fikret.

Fikret’in duygularını anlatıp evlenme teklif etmişti ki, karşıdan sinsice uzanan bir silah çıktığını gördük ama sadece bizler görmedik. Emine de gördü bu hain pusuyu ve yine klasik bir sahne gereği olarak Fikret’in önüne atlayarak kendini siper etti kurşunlara. 20 senenin eskitemediği aşkın karşısında sevdiği adamı bir kez daha kurtardı. Önceki bölümlerde hem kardeşini hem sevdiği adamı yine kurtarmıştı. Şimdi bir kez daha siper etti kendisini.

Umalım ki, ölmesin Emine ve artık Tipi’de anlasın bu aşkın büyüklüğünü, evlenmelerine karşı çıkmasın.

Biz de, bu kadar entrika, kin, intikam dolu dizimizde hoş birkaç dakika aşık mutlu insanların kavuşmasını izleyelim.

Ama elbette pek ihtimal vermiyorum ben böyle bir mutlu son olacağına.

Bu haftalık yazıma son verirken MGD Ödül Töreni’nde En İyi Erkek Oyuncu (Oktay Kaynarca) En iyi Kadın Oyuncu (Deniz Çakır) En İyi Dizi ve En İyi Yapımcı kategorilerinde ödül sahibi olan dizimizde emeği geçen tüm oyuncuları, set ekibini, senarist ve yapımcımızı bir kez daha tebrik ediyoruz. Bu başarılarının devamının gelmesini canı gönülden istiyor ve emeklerinize- yüreklerinize sağlık diyoruz.

 Twitter: dilek_doğu

Poyraz Karayel'e haftanın yorumu

Sibel Doğu'nun yazısı

Bu hafta aksiyon, heyecan ve komedinin iç içe olduğu bir bölümle ekrandaydı yine Poyraz Karayel. Bir ara izlemekten gerçekten sıkılmıştım ve bölümler keyif vermemeye başlamıştı. Ama son birkaç bölümdür dizi eski havasına döndüğünden eskisi gibi keyifle izleyebilmekteyiz. Tek eksik, sezon finali yaklaşırken yaşanacak bomba bir olay. Zira konular hızlansa da dizi bu aralar komedi yönünden akmaya başladı. Anladığımız kadarıyla dizi 3. sezona uzayacak. Gerçi bu konuda hala tereddütlüyüm. Diziyi sevsem de hikâyenin bittiği de bir gerçek. 3. sezonda Poyraz’ın annesinin çıkma ihtimalini düşünüyorum ama daha önce de yazdığım gibi Poyraz’ın ikide bir de ortaya çıkan akrabalarından fenalık bastı. Önce çakma babası, kız kardeşi, sonra biyolojik babası, derken abisi… Şimdi bir de anne çıkarsa başımıza hikâye iyice sarpa saracak diye korkuyorum. Ya da, 3. sezonda işlenecek ne konu var emin olamıyorum.

Bölüme geçecek olursak… Tahmin ettiğimiz gibi Poyraz- Neşet yüzleşmesi Poyraz’ın oyunu çıktı. Poyraz, aldığı ses kaydı sayesinde Neşet’in zaten anladığı gerçek yüzünden emin olmuş oldu. Poyraz’ın vurulmamış olduğunu zaten anladığımız için çok heyecanlı değil ama güzel çekilmiş sahneydi. Zaten, oyun olduğu Poyraz’ın sırıtmasından belliydi. Poyraz’ın ‘En sevdiğim şey kendisini zeki sanan insanlara oyun oynamak’ repliği de güzeldi yalnız.

Poyraz’ın bağlayıp Sinan’dan gelen kaza haberi üzerine hastaneye giderek yalnız bıraktığı Neşet’in inlemeleri bir ara baydı ama beni. Bir ipten kurtulmak için bu kadar yer gök inletilmez herhalde. Abartı olmuş. Ama Neşet’in Ayşegül’ü Poyraz’dan dayak yediğine inandırmak için kendi kafasını demirlere vurması iyiydi. Neşet’in psikopatlığını bir kez daha gördük.

Poyraz, dediği gibi kendisini zeki sanan Neşet’i oyuna getirdi.  Hem de Ayşegül ile birlikte. İtiraf edeyim; bir an için o tokadın gerçek olduğunu sandım. Ama hangi şartlarda olurlarsa olsunlar Poyraz, Ayşegül’e vuramayacağı için olayın içinden bir oyun çıktı.  Poyraz’ı izleyici kadar tanımayan Neşet’te işin içindeki oyunu anlamayarak inandı her şeye. Neşet’i evden gönderen Ayşegül’ün içerde bekleyen Poyraz ile kavuşma sahnesi çok güzeldi.  Süper bir oyun, çok çok güzel bir sahneydi. Hatta bu hafta Ayşegül- Poyraz aşkının tüm sahneleri çok güzeldi.  İlk zamanlardan bu yana, dizide benim odak noktam Ayşegül- Poyraz aşkı değildi. Poyraz’ın tek başına hikâyesi ayrı bir sürükleyiciydi zaten. Ama bu haftaki Ayşegül- Poyraz sahnelerinin tadına ben de doyamadım. Birbirlerini korumak için giriştikleri ayrılık oyunu sona erdiğine göre eskisi gibi işbirliği içinde dolaplar çevirebilirler. Ama Ayşegül oyun çevirirken kendisini dinleyen Poyraz’a daha az hakaret edebilir elbette.

Gerçi, Neşet’in son sahnede İhsan’dan gerçeği öğrenmesiyle bir de karşı atakla karşı karşıya kalacaklar.  Çıktığı ilk bölümden bu yana her sahnesinde sinirlerimi zıplatan bir karakter olan İhsan da az kalsın Niyazi oluyordu. Ara sıra ‘Şu da bir çıksa diziden’ dediğim doğrudur ama haklıyken ölseydi de yazık olurdu. Gerçi ölmemesi Ayşegül’ü baya bir tehlikede bıraktı. Ben kendisini öldürmeye çalışan Neşet’e inadından savcıyla ya da Poyraz’la işbirliği yapacak sanmıştım ama olayı çözüp yine Neşet’in tarafındaki yerini aldı.

Ama telefonunu şoförüyle Neşet’e göndermesi, Neşet’in gönderdiği avukat diye savcının yönlendirdiği avukata konuşması, savcının Ayşegül’ü korumak için bu oyunu yapmasına rağmen anlaşmaya sadık kalmaması, Aslı’nın savcının niyetini anlayıp Ayşegül’e söylemesi, Ayşegül’ün Neşet’e yakın olma oyununa devam etmeye çalışması derken hareketli bir bölüm izledik.

Savcının niyeti hala net değil. İhsan’ı Neşet’in gönderdiği avukat yerine başkasıyla konuşturarak Ayşegül’ü korudu ama Bahri Baba’ları da kapsayacak operasyonuna devam ediyor. Bunu da sırf Sema’ya olan öfkesinden yapıyor.  Savcı demişken… Savcı ve Ayşegül geçen hafta eski bir depoda buluşmuşken, bu hafta orasının nasıl bir parka dönüştüğünü merak ettim doğrusu. Bir de, Sema demişken, Sema’nın sahneleri çok azalmadı mı? Bu hafta Sadreddin’in kazasını araştırma ve Ayşegül ile Poyraz’la konuştuğu sahne hariç neredeyse hiç görünmedi. Aynı şekilde Songül de birkaç sahne hariç görünmez oldu. Dizi; Ayşegül- Poyraz- Zülfikar- Taşkafa- Meltem- Sadreddin arasında dönmeye başladı mı? Sema bu dizinin ana damarlarından birisiydi oysa. Sefer’den sonra hikâyesi koptu işte maalesef. Songül de çevirdiği dolaplar ve entrikalarla çirkefliğin, densizliğin sözlük anlamıydı. Sevilmeyecek bir karakter olabilir ama hikâyesi bir heyecan katıyordu diziye. Güzel işlenen ve oynanan da bir karakter. Üstelik son haftalarda giderek de sevmeye başlamıştım ben bu karakteri.  Şimdi, böyle yok olmasını pek sevemedim. 

Ama Begüm’e karşılık Songül’ü tutuyorum dedim de, Songülcüm yeni kaza geçirmiş bir kadının yanına gidip öyle dalga geçmek de ayıp oldu yalnız. Gerçi, Sadreddin’e söylediğin ‘Seni benden başkası çekmez. Kadına verdiği zarar bununla kalsın’ laflarında haklıydın. Ama en bomba replik Sadreddin’den geldi: ‘Songül seni öldüreceğim de oraya da almayıp geri yollayacaklar diye korkuyorum’

Ama birkaç haftadır arka planda kalan Bahri Baba’nın sahalara geri dönüşü muhteşem oldu.  Bahri Baba gibi bir karakter nasıl böyle silik bu konuma gelebilir derken, Fuat’a kestiği raconla gücünü yeniden göstermiş oldu. Gerçi, bir Zafer’i alt etmek kadar efsane değildi ama olsun. Cacığa karşılık helvayla Fuat’ı da uğurlamış olmuş diziden. Toprağın bol olsun Fuatcım… Bahri Baba’nın hikâyeye geri dönüşünün de devamı gelir umarım. Yoksa Bahri Baba ‘Bizim zamanımızda şöyleydi- böyleydi ’ diye dert yanacak karakter değildi.

Mafya içindeki muhbirliği ifşa olan Sadreddin ise, iyice Poyraz’ın tarafına geçerek, onunla kanka moduna geçti. Hatta, Neşet’e oynadıkları oyunda yer aldı. Üstüne bir de, Begüm’ün başına gelenler için Poyraz’dan özür diledi. Nerde ilk sezonki Poyraz’ı öldürmek isteyen Sadreddin, nerde bu mülayim adam? Bir de, Begüm için beraber beklediler ya…

Gerçekten, Songül’den ayrı kalmak yarıyor bu Sado’ya.. Geçen hafta da dediğim gibi Begüm’e de gerçekten değer veriyor. Kazadan sonra Begüm’ün yüzünde iz kalacak olması gerçeğiyle bir kez daha anladık bunu.  Aralarında kardeşlik ilişkisinin hep geride kaldığı Ayşegül ile bunca bölümdür belki ilk defa dertleşirken Ayşegül de dile getirdi zaten bunu. Onur’un mezarının açılması ve Ayşegül’ün Sadreddin yüzünden yanlışlıkla vurulması dışında pek görmediğimiz Ayşegül ve Sadreddin arasındaki kardeşilik bağını daha çok görmeyi umuyorum. Özellikle de, Sadreddin böyle pamuk şekeri bir adam kıvamına gelmişken.

Bir de o sahnede, Begüm’ün yüzündeki yara izini geçirdiği kriz sırasında göstermeyip, sakinleştiği anda yüzünü çevirmesiyle görmemiz de iyi bir kurguydu.

İhsan’ın Neşet’e gönderdiği telefondaki resimleri silmek de, ‘çılgın ikili’ Meltem ve Zülfikar’a kaldı. Artık Zülkifar ile Meltem, Neşet’in evinde mi daha tatlıydı, Aysen Berk’i konuşturup buldukları depoda köpekten kaçarken mi daha komiktiler karar veremedim.  

Dipnot olarak, uyuşturucu üretilen depo bulunur, Neşet’in de gerçek yüzü ortaya çıkarsa elde aksiyon yaratacak ne kalacak o konudaki şüphelerimi yinelemek istiyorum burada. Ama ‘Yola Leyla ile Mecnun olacağız diye çıktık, Bonnie ve Clyde olduk’ diyen Zülfikar’a demek isterim ki: ‘Siz de Türkiye’nin Bonnie ve Clyde’ı olabilirsiniz rahatlıkla. Öyle de cool bir çiftsiniz.

Aysen Berk’i bulmak için Albay Amca’yı doktor kılığına sokup, ‘Ayşe tatile çıksın’ diyerek Kıbrıs Harekâtına yapılan göndermeyi de sevdim bu arada.

Bir de Zülfikar’ın ‘İşte o adam benim’ sahnesi çok iyiydi. Okey’e meşhur dördüncü, otobüste akbili bitene akbil verip para almayan, yaşlı amcaları-teyzeleri karşıdan karşıya geçiren o adam Zülfikar seviyoruz seni.  Celil Nalçakan’ın ortaya çıkardığı bu Zülfikar performansı ise Türk TV tarihinin en orijinal karakterleri arasındaki yerini çoktan aldı bile.

Despina Hanım’ın yardımıyla Ümran Hanım’ı tekrardan evlenmeye ikna eden Taşkafa da muradına erdi. İsa’dan izni koparan Taşkafa’dan mutlusu olmaz artık birkaç bölüm. Umuyoruz ki; İsa babasını öldürenin Taşkafa olduğunu öğrenmez de, 4,5 kilo doğan ve İsa’dan gelecek cevabı beklerken stresten Albay Amca’nın evini kurutan Taşkafa da biraz mutluluğu yakalar.  İsa Türk filmlerinden çıkmışçasına ‘Taşkafa Abi sana baba diyebilir miyim’ de dediğine göre birkaç bölüme düğünü görürüz herhalde.

Son sahnede Neşet Ayşegül’e bir sürprizi olduğunu söyleyerek onu tekneye bindirdi ve birlikte açıldılar.  O sırada telefonla konuştuğu İhsan’dan da Ayşegül’ün savcı ile işbirliği yaptığını öğrendi. İhsan’la o konuşmayı yapmamış olsaydı Ayşegül’e evlenme teklifi edeceğini düşünüyorum ki, 60. Bölüm fragmanında da gördük bunu zaten. Ama, Ayşegül’ün esas niyetini dolayısıyla takıntılı derecede aşık olduğu kadın tarafından kandırıldığını öğrenen Neşet’in vereceği zarardan korkarak ama merak ederek yeni bölümü bekliyorum.

Twitter: sibel doğu

 

 

 

 

Eşkıya Dünya'ya Hükümdar Olmaz'a haftanın yorumu

Dilek Doğu'nun yazısı:

Bölüme her zaman olduğu gibi aksiyon heyecan dolu başladık. Geçen bölümün son sahnesinde Alparslan’ın kendine hakim olamayıp Toprağı öldürmesinin ardından ortalık fazlasıyla karıştı.

Bu haftaki, bölümümüze de Ünal Bey Aparslan’ı öldürecek mi, öldürmeyecek mi ikilemi ile başladık. Hayır, öldürmeyeceği zaten gün gibi aşikâr iken bu kadar çok aksiyon dolu dakikalara ne gerek var, o da tartışılır.

Ekran başındaki herkes onun ölmeyeceğini en azından bu infazı Ünal Bey’in gerçekleştirmeyeceğini biliyor zaten. Bu yüzden Ünal Bey’in formalite icabı Özer’e verdiği emir, onun silahını çekmesi, İlyas’ın tehditleri bana şahsen çok abartılı ve yapmacık geldi. Sahneler güzeldi amma velâkin sonucunu bile bile de heyecan katmıyor izleyiciye. Yani, keşke biraz şaşırsak bu tarz sahnelerde. Alparslan ölsün istemiyorum elbette de, sadece biraz daha heyecan mı katılsa keşke diyorum sadece.

Mesela Hızır’ın evinde eşlerinin yaptığı konuşmalar, olaylara espri katarak yaklaşımlar bile daha heyecanlıydı sanki bu bölümde. Hayriye Hanım’ın İlyas’ı evden kovması, Meryem’le ikisinin onu eve almamaya çalışması. İlyas’ın içeri zorla girip ‘ben masumum’ diye onları inandırmaya çalışması daha heyecanlı ve güzeldi hatta.

Hele hele Lütfiye’nin Hızır’ın karşısına dikilip, ‘Ben Adnan’ı seviyorum onla evlenmek istiyorum’ demesi, Hızır’ın ‘Bundan Adnan’ın haberi var mı? diye sorup ‘hayır’ cevabı alması gerçekten komedi doluydu. Ama bir de şöyle bir durum var. Belki de, Lütfiye’nin aşkı karşılıksız değildir. Adnan’da Hızır’dan korkup açılamıyordur, olamaz mı? Bizce olur!

Taziye  evinde yaşanan olaylara  değinmeden  geçemeyeceğim. Çünkü, hem Tipi’yi, hem de Fikret’i  ikaz etti Refik. ‘Taziye evindeyiz aman ne olur ortalık karışmasın’ dedi. Tipi, ‘Zaten senin hatırın için buradayım. Seni üzmem demişti’ ama nerede? Tipi de Fikret de dinlemediler bu ricayı. Başladılar restleşmeye. Bir an için ‘Aman şimdi bunlar birbirlerini öldürecekler’ dedim. Allah’tan Refik olaya pek de kibar olmayan ama gel gelelim ki hak ettikleri bir şekilde onları oradan kovarak el attı.

Ben bu işin sonunu da çok merak ediyorum. Hayriye Hanım bu işte de son noktayı koydu çünkü.

Bana Tipi ve Fikret el sıkışır, bu olay tatlıya bağlanır gibime geliyor. İkisi de aynı kadını seviyor. Birinin ablası diğerinin sevdiği kadın. Onun içinde uzlaşmaları gerekli diye düşünüyorum.

Ve Nazlı üçüncü hatasını da yaptı. Hızır da, Yunus Selim’i aldı. Ne yalan söyleyeyim Nazlı’da hak ediyor yani. Bu kadar da dolduruşa gelinmez ki be kardeşim.Bir yanda Yaren bir yandan Nurten…

Senin kendi aklın fikrin yok mu be kızım. Gerçi; ben de dahil birçok izleyici Nazlı karakterini sevmiyordur. Hatta, olanlar karşısında oh çekiyordur. Yine de, hiçbir anne bebeğinden bu şekilde ayrılmayı hak etmiyor diye de düşünmeden edemiyor bir yanım.

Genel olarak bakacak olursak bu haftaki bölümde de, bir durağanlık söz konusu idi. Bunu geçen haftaki yazımda da belirtmişti. Sanırım artık ekibe bahar yorgunluğu vurmuş. Gerçi o ağır şartlarda hak vermemek de elde değil.

 Sezon finalinin de yavaş yavaş yaklaştığı haftalardayız bir de. O heyecanla şimdilik hoşçakalın, haftaya görüşmek üzere…

Twitter: dilek_doğu

Hayat Şarkısı'na Dizi Gazete yorumu!

Bir klişe sahne

Dağ evi, bir erkek ve kızın kavgası, yağmur, şimşek, karanlıktan korkan esas kız ve şömine ile Hayat Şarkısı'nda klişe bir sahneye imza atıldı.

Kanal D dizisi Hayat Şarkısı Salı günü 16. bölümü ile ekrana geldi.

Dizi Gazete, dikkat çeken dizinin dikkat çeken sahnesini kritize etti.

Hayat Şarkısı'nın yeni bölümünde klişe olmakla birlikte çok konuşulan bir sahne ekrana geldi.

Dizinin esas kızı Hülya ve esas erkeği Kerim hararetle tartışırken fırtına koptu, şimşek çaktı, camlar devrildi, oda karardı... Şimşekten ve karanlıktan korkan Hülya, kendini Kerim'in kollarında ve onunla dudak dudağa buldu ve şömine ateşinde romantik sahnelere imza atıldı. 

Gerilimli, hararetli ve tartışmalı gece ertesi gün yerini erkeğin hazırladığı bir kahvaltıya ve mutlu sona bıraktı.

Alışkın olduğumuz tüm bu sahnelere rağmen Hayat Şarkısı Salı akşamının en çok konuşulan dizilerinden biri oldu ve iddiasını sürdürdü.

HAYAT ŞARKISI'NIN BAŞROLÜ VE YÖNETMENİNDEN PARTİ

Öte yandan Hülya ile Mahir'in sahilde dertleştiği sahne de dizinin en dikkat çeken sahnelerinden biri oldu.

İşte o sahne:

Dizi Gazete yazarı, Star'da ekrana gelen Kara Sevda adlı dizinin 31. bölümünü yorumladı.

Evrin Araç'ın yazısı:

Dizinin merkezinde; komplo kurularak oluşturulmuş cinayet tablosunun arkasında, kördüğüm olmuş bir aşk bulunmakta. Bu aşk, dizinin altyapısını oluşturduğu için birbirine karışmış hayali ipliklerin de çözülmesi, dizinin ilerlemesi açısından kolay olmayacaktır.

Dizide aşkları uğruna her şeyi göze alabilecek karakterler görüyoruz. Bu karakterlerin aşklarında hiçbir şekilde esnekliğe yer yok, hepsinin kalbinde sert kabuklar var. Ve birbirlerini alt etmek için bu sert kabuklarına daima karşılıklı bir saldırı halindeler. 

Karakterlerin kendi hesapları için düzenledikleri planlar ve tuzaklar; olay örgüsünü matruşka gibi iç içe geçmiş bir duruma sokmakta. 31. Bölümün ilk sahnelerinde, Tufan’ın planları bu duruma iyi bir örnek. Asu’nun hastanede tesadüfen olmayışının Tufan’la ilgisi olması ve bu durumun da Tufan’la Hakkı arasında geçen diyaloğun sonucu olması gibi. 

Diğer yandan karakterlerin çaresizce sevdaları, birbirlerini etkileyerek dizinin genel ilerleyişinde bir kısır döngü oluşturmaya devam etmekte. Emir’in Nihan’ı elinde tutmak için yaptığı ardı kesilmeyen kötülükler, Kemal Nihan aşkını etkilerken; Asu’nun Kemal için yaptıkları yine Kemal ve Nihan aşkını etkiliyor. Bu durumda Zeynep de Emir’e olan saplantılı aşkına karşılık bulmamalı. Eğer bulursa Emir Nihan’dan vazgeçer ve Nihan’ın esareti biter, böylece hikayenin kilit noktası çözülür. 

Dizideki aşk ağacı, oldukça dallandırılmış durumda. İlk sezon için bu kısır döngünün çözülmesi hikayenin ilerleyebilmesi açısından pek iyi olmaz. Ya da sağlam yan hikayelerle bunu desteklendirmeleri gerekir ama hareketlendirmek için ortaya çıkardıkları bazı yan hikayeler olayları fazlasıyla karmaşıklaştırıyor. Emir’in bir kardeşinin ortaya çıkması iyiydi ama bu kardeşin Asu olarak ortaya çıkması, olayları gereksiz bir entrikaya dönüştürmekte. Devamında bu durumun Emir’in, kardeşinden ötürü değişimine yönelik çalışılması daha iyi olur.

Şu sıralar dizide; Leyla, Önder, Vildan, Galip dörtlüsü daha güzel ilerlemekte. Bu yan hikaye, temelde iyice karışmış olan bu aşk çıkmazının ilerlemesine destek olabilecek gibi. Leyla’nın geçtiğimiz bölümde Galip’ten yardım isteyerek, Önder ve Vildan’a savaş açması ufak bir heyecan katabilir diziye.

Bu bölümde, Zeynep’in Emir’le olan yasak aşkına bakıldığında; Fehime’nin Banu’ya yönelttiği sert tepki oldukça yersiz kalmakta. Tabii karakterin bu durumlardan henüz hiç haberi yok. 

Tufan’ın yersiz hamlesinin doğurduğu sonuçlar üzerinden heyecan yaratılmaya çalışılmış bir bölüm izlemiş olduk. Tufan karakterinin sürekli sadakatini birilerine ispat etme çabası ve kendisine sadık kalacağı bir efendi arayışı, bu karakteri oldukça ezik bir hale getirmekte. Sıyrılıp, öne çıkacağını zannettiğimiz bu karakterin hamleleri, her seferinde havada kalıyor ve hep efendisi tarafından yönlendiriliyor.

Twitter: @infinity_blank 

 

Dizi Gazete'den 'Kehribar' yorumu...

Dilek Doğu'nun yazısı

2 haftanın bir aradan sonra yine Kehribar yorumuyla sizlerleyiz. Geçen hafta yorumlayamadığım için bu hafta ikisini birden yazayım dedim. Haydi, başlayalım bakalım.

Geçen bölüm, yine heyecanlı başlayıp yine heyecanlı bitti. Bazı dakikalar hüzünlü, bazı dakikalar bizi düşündürürken bazı dakikalarda da yüreğimiz ağzımızda izledik. Şahsım adına beni en çok heyecanlandıran anlar Yarımcalı Orhan ve Oğuz Doğu karşılaşması oldu. İkisi de mağrur ve gururluydu. Sahne de bir o kadar etkileyiciydi. Tabii ki, Oğuz Bey’in buluşmaya gitmeden önce sarf ettiği sözlerde ayrıca bir güzeldi. Malum, Orhan & Oğuz arasındaki çekişme artık iyice çığrından çıkacak. Ama gelgelim bu ikisi eski zaman dizilerinde izlediğimiz kabadayılar gibi karşılıklı haberleşip anlaşıyorlar. Haberleşme araçları ise bir tespih. Orhan’ın yolladığı tespih parçalanmış olarak geri gönderildi. Ondan sonra ise buluşmaları gerekirmiş son kez. Ama sadece ikisi baş başa. Bunu da Oğuz Bey’den öğrendik şu sözlerle: “Racon böyle tespih sahibine aittir. O da ancak sahibiyle tek başına gider buluşmaya.

Karşılıklı bakışmalar sert olsa da, konuşmalar gayet sakinceydi. Son sözler söylendi ve ayrıldılar. Tüm olaylar bundan böyle başlıyordu zaten ve ikisi de bunun farkında artık.

Orhan her ne kadar yemininden dönmek istemese de, bence o buluşmaya giderek zaten yeminini bozmuş oldu. Yemin bozmayacak adamın orda, o buluşmaya giderek rest çekmesinin başka anlamı olamaz. Zaten, bu haftaki bölümde de o yemin unutuldu gitti. Hocamız her ne kadar ona ‘yeminini bozma’ demiş olsa bile artık her şey için çok ama çok geç. O silah kaldırıldığı yerden çıktı. Artık, Mudanya’da çarşı pazar karışacak.

Veli’nin yaptıklarına ise şaşırmadım desem yalan olur. Musa, büyük gurur ve hevesle geldiği zeytin fabrikasından büyük hayal kırıklıklar bir o kadar da öfke ile ayrıldı. Ona göre her şey tamamdı.

Her şey ayarlamış, borçları o an için kapatmış, senetleri mahkemeye başvurarak şimdilik üzerine alarak Yarımcalıyı kendisine borçlandırmıştı. Çünkü Veli kardeşi Orhan’ı satmıştı ona. Karşılığında da hafife alınmayacak bir para almıştı. Sanem ve kızını alarak gidecekti artık Mudanya’dan. Ekran başındaki herkes böyle düşünüyordu. Ancak, hepimiz yanıldık. Veli, vicdanının sesini dinlemiş ve kardeşini satmaktan vazgeçmiş, Orhan’ın yanında olmaya, ondan af dilemeye karar vermişti.

İşte; Musa da, bizler de burada şok yaşadık. Veli, kardeşinin yanına geçerek ‘Hayır ben Orhan’ı satmadım’ diyince hepimiz şaşkınlığa uğradık nasıl olur diye. Meğerse bir gece önce her şeyi kardeşine itiraf eden Veli ile Orhan zaten anlaşmış. Veli, ise Musa’dan aldığı tüm para ile gidip Musa’nın geçici olarak el koyup mahkemeye başvurduğu borçları kapatmış. Yani, kısaca Musa’nın parası ile tüm borçlar kapatıldı, her şey yine onlarda kaldı. Kazanan Yarımcalı kardeşler oldu.

Tabii ki, Orhan Musa’nın kirli parasını kabul etmez.’Tüm borcumu sana geri ödeyeceğim’ dedi. O sahnede; Musa’nın yüz ifadesine hayran kaldım. Gözlerindeki o öfkeyi hissettim. Her zaman söylediğim gibi; Necip Memili gerçekten büyük oyuncu. Çok başarılı bir sanatçı.

Veli bu yaptığını karşılığını da, bayağı kötü bir dayak yiyerek ödedi. Musa, bunun karşılığını elbet ödetecekti. Ben daha ağır bir bedel beklesem de bir dayak ile kurtardı Veli. Yalnız, çözemediğim bir şey var ki,o kadar dayak Veli, nasıl oldu da, aynı sahnede ayağa kalkıp eve tek başına gelebildi?

Ve gelelim baş komiserimiz Yıldırım Gürcan’a… Onun da içindeki öfkeyi, hasreti, intikam duygusunu bizler de- Orhan da çok daha iyi anladık bu haftaki bölümde.

Orhan nasıl yardım etmeye çalıştığı köylülerin öldüğünü öğrendiği anda yetim kalan çocuğu sen anlayamazsın diyince baş komiserimiz de ipler koptu Orhan’a karşı.

İstanbul’da görevdeyken, baş komiserimiz ve Oğuz Doğu bayağı bir olaylar yaşamışlar meğerse.

Oğuz Bey, çok tehdit etmiş baş komiserimizi ama polisimiz peşini bırakmamış. Sonunda da, o kötü an gelmiş baş komiserimiz bedel ödemiş.

Zaten, 2 haftadır tüm karakterlerinin ağzında bir bedel cümlesidir almış gidiyor. Artık, yakın zamanda biten hangi diziden ilham alındıysa bu bedel cümlesi? Bir de, geçen hafta final yapan Evli ve Öfkeli dizisindeki Kehribar yorumunu da atlamadık. Yapım şirketi aynı olunca oluyor böyle benzerlikler ve bir dizi içinde diğer dizi reklamı.

Neyse, konumuza dönelim. Kırmızı ışıkta duran Yıldırım’ın arabası taranmış, eşiyle- kızı oracıkta ölmüş. Meğerse; polisimiz ondan dolayı bu kadar öfke ve intikam doluymuş Oğuz Bey’e karşı.

Onu da, etrafındaki herkesi de öldürmeye kesin kararlı. Kendisine ne olur onu şimdilik bilemeyiz. Ama şunu tahmin edebiliriz. Oğuz Bey’in ölümü baş komiser Yıldırım’ın elinden olacaktır ilerleyen bölümlerde. Zaten az-çok Yarımcalı ile anlaştılar sayılır. Malum; Orhan ‘ben temizlerim sen toplarsın’ dedi baş komisere.

Son sahnelerimiz ise bayağı bir aksiyon dolu idi. Ozan ve arkadaşları yapmaması gereken bir şey yaptı. Orhan’ın karşı çıkmasına rağmen, Oğuz Doğu’ya tuzak kurup, baskın yaptılar. Arabasına ateş açtılar. Hem de, iki minibüs dolusu adama karşı dört kişiyken. Oğuz da, arabadan indi ve Ozan’ı vurdu. Akıbetini pek anlamadık ama umarım ölmemiştir. Şuan bizlere öldü gibi bir hava verildi ama inşallah öyle değildir. Yoksa arkadaşlarını kimseler tutamaz demedi demeyin.

Zaten, haber alır almaz yeminini de bu sebepten bozdu Orhan. Onu Oğuz’un vurduğunu öğrendiği an gidip silahını aldı kaldırdığı yerden ve Oğuz Doğu’nun karşısına dikildi. Ama bilmediği bir şey vardı.O hasmının kafasına silahını dayadı dayamasına ama Oğuz’da boş  adam değil ki.Adamları da Leyla ve Kemal’in kafasına dayadılar silahları.

Evet, Yarımcalı tercihini yap bakalım! Oğuz’dan intikam almak mı, sevdiklerinin canı mı?

Haftaya yeni bölümün ardından yeni yorumlarla görüşmek üzere!

Twitter: dilek_doğu

Dizi Gazete'den 'Poyraz Karayel' yorumu:

Sibel Doğu'nun yazısı

Bu hafta yine eğlenceli bir bölümle ekrandaydı Poyraz Karayel. Dizinin bu eğlenceli havasını sevdiğimden pek keyifli izledim bu bölümü. Geçen hafta Ayşegül’ü dolapta,  Poyraz’ı da bombanın üzerine basan Zülfikar ve Taşkafa ile bir depoda bırakmıştık.

Ayşegül klasik bir sahne olarak Neşet’in son anda çalan telefonu sayesinde yakalanmaktan kurtuldu. Bir an için Neşet’in Ayşegül’ün o dolapta olduğunu ve onu korumak için açmayacağını zannettim ama Neşet anlamadığı gibi bir de Ayşegül’den gördüğü yakınlığın etkisiyle şapşal şapşal gezindi bütün bölüm boyunca. İhsan’ın şüphelerine de kulak tıkayan Neşet, İhsan’ın getirdiği kanıtlardan sonra da ‘Bunlar montaj’ diyebilir bence. Öyle saplantılı ve aptal aşık zira kendileri.

Poyraz, Zülfikar ve Taşfafa’nın bombayla ilgili sahneleri de çok iyiydi. Replikler her zamanki gibi harikaydı. Poyraz’ın ‘Tamam buldum, kırmızı kabloyu keseceğiz ama kabloların ikisi de kırmızı’ demesi,  hapis mi- bomba mı diye oylama yapmaları, Zülfikar’ın patlamadan önce Sıpagöz’ü ile konuşmak istemesi, Poyraz’ın Sıpagöz’ün kim olduğunu sorması güzel diyaloglardı. En iyisi de, ‘Baş başayken Sıpagöz, kızınca anarşik, halk arasında da Meltem diyorum’ repliği oldu.  Meltem ve Zülfikar’ın telefon konuşması da çok şirindi. ‘Tünele giriyoruz ama çok seviyom’

Durumdan şüphelenen Meltem’in, Zülfikar’ların yerini bulması zor olmadı. ‘Sanki bulamayacağız’ diyerek depoya damlayıverdi Meltem.

Bombayı etkisiz hale getirecek olanın Poyraz olacağını zannetmiştim. Polislik ve bomba imha farklı dallar ama bir poliste hiç mi bomba eğitimi olmaz onu bilmediğim için bombayı imha edenin Poyraz değil de Meltem olmasına pek yorum yapmayacağım. Gerçi, Meltem’in de ne kadar etkisiz hale getirdiği tartışılır. Ama bomba en azından herkes dışarı çıktıktan sonra patladığı için sıkıntı yok. O sahnenin en güzel yanlarından bir tanesi de, Zülfikar’ın bombaya bastığını duyan Meltem’in abisi gibi verdiği ‘Neeee’ tepkisi oldu. Ama, Poyraz’ınki kadar karakteristik olmadı o ayrı mevzu. ‘Biz burada patlayacaksak Zülfo’yla beraber patlayacağız’ sözünü de bölümün en sevgi dolu sözü seçiyorum, herkese de Meltem gibi cesur ve yürekli bir sevgili diliyorum.  Meltem kabloyu keserken Taşkafa’nın Zülfikar ve Poyraz’la el ele tutuşma halleri de komikti. Kutu kutu pense mi oynayacaklar, Selana’yı mı çağıracaklar bilemedik.

Komik sahneler, kulakları duymayan Poyraz’ın sahneleriyle devam etti. Sinan’ın her söylediğine ‘Afferin oğlum, iyi yapmışsın’ demesi ayrı, Sinan’ın her şeyi sessiz sinema oynuyormuş gibi anlatması ayrı tatlıydı. Ayşegül’ün sevgi gösterisi yapar gibi hakaretler etmesi de apayrıydı.

Ayşegül ve Poyraz’ın arabalarında kendi kendine konuşup ‘Biz senin başın belaya girmesin’ diye başlayan cümleleri de çok iyiydi. Bu hafta olaylardan çok replikler üzerine yürüdü dizi neredeyse. Öylesine güzel diyaloglar yazılmıştı. Poyraz’ın, Ayşegül’e takip etmek üzerine verdiği dersler de iyiydi.  Takip ettiği anlaşılan Ayşegül’ün ‘Ne olmuş yani takip ediyorsam’ hallerine de bayıldım. Yakalansa da taviz vermedi. 'Acemiyiz herhalde' dedi ama o kadar da aksiyon yaşamışlığı var. Ama neyse, bu kadar cool'luk Ayşegül'e çok yakışmıştı.  Yalnız Poyraz, biraz da takip edildiğini anlama dersleri verirse iyi olacak. Zira, bölümün sonunda Van Kedisi kılıklı İhsan, Ayşegül’ün Savcı Hakan’la görüştüğünü öğrendi.

Savcı Hakan demişken, Sema’dan devam edelim. Sema’nın Hakan’ı terk etme nedeni tahmin ettiğimiz gibi Hakan’ın babası kaynaklı çıktı. Sema da, tam acıların kadını çıktı yalnız. Hasta olduğunu öğrenince de Sefer’i nikâh masasında bırakmıştı. Tam acımı kalbime gömer, sevdiğimi terk ederim hallerindeymiş. Hiç de Sema’nın karizmasına yakışmayacak kadar klişe haller. Hakan’ın babasının Sema’yı, Bahri Baba’nın arabasına uyuşturucu koymakla tehdit etmesi de akıllarımıza geçen sezonun kötüsü Zafer’i getirdi. O baba kimse onun yapamadığını yapmış rahmetli karakterimiz Zafer.  

Ama Hakan, terk edilme nedenini üstüne bir de Sema’nın hem hastalığını hem de yaşadığı acıları öğrendiğine göre yelkenleri iyice suya indirecektir. Zaten hala Sema’ya aşık. Sema da zamanla yeşil ışık yakacak belli ki Hakan’a. Ama bu karakter iyi mi kötü mü hala anlamadım. Sema’ya yazılan yeni bir aşk hikâyesinin kahramanı olduğu için kötü bir karakter olacağını sanmıyorum. Ama 59. Bölüm fragmanından da Ayşegül’le anlaşmasının bir oyun olduğunu anladık. Zaten bu bölümde de, Poyraz’ları serbest bırakma olayında Sema ile Ayşegül’ü bir arada idare etti. Amacını ve niyetini merak ettiğim bir karakter. Geçen haftada yazdığım gibi, Sefer’den bağımsız düşünüp sevdim bu karakteri ama Sema’nın geçmişi diyince de hala Sefer’i anımsamıyor değilim.

Aysen Berk’i kaçırma yarışında kazanan taraf önce Poyraz’lar sonra da Neşet oldu. Yalnız, kadını kaçırıp getire getire Meltem’in mekânına getirmeleri, Ayşegül’ün de fellik fellik o yeri öğrenmeye çalışması saçmaydı. Meltem’in mekânı Ayşegül’ün aklına rahatlıkla gelebilecek bir yer sonuçta.  Kanser hastası çıkan Aysen Berk uyuşturucu üretmeye geçim sıkıntısı nedeniyle başladığını filan anlattı. Karakterin hastalığı üzerinden gerçekleşen diyaloglar ile de sanki acındırma duygusu yaratmaya çalışıldı. Bu karakterin acınacak bir tarafı olmadığına göre neden böyle his uyandırmaya çalışmışlar merak ettim doğrusu. Adil Topal ya da Neşet gibi net kötü bir karakter hissi de uyandırmadı ama masum olmadığı da ortada. Hikâyesi devam edecek bir karakter olduğunu varsayıyorum. Hatta hala Poyraz’ın annesi çıkabilme ihtimali üzerinde duruyorum.  Neler çıkacağını merak ediyorum bu karakterden. Neyse, izleyip göreceğiz bakalım.

Sadreddin- Begüm ilişkisine de değinirsek biraz… Sadreddin, Begüm’ün yanında olmadığı kadar şefkatli ve sevgi dolu bir adam olarak çıkıyor izleyicinin karşısına. Hem Begüm’ün evindeki hem de sokaklarda sızan Begüm’ü almaya gittiği sahnede bugüne kadar görmediğimiz kadar iyi bir adam profili çizdi. Sinan’ın, Begüm’ün sarhoş olduğunu anlamasını engelleyerek de gayet düşünceli davrandı. Sadreddin’in, Begüm’ü gerçekten sevdiğine hiç inanmamıştım. Bu bölüm Begüm’ü sevdiğini hissettirdi Sadreddin.  İpek ile birlikteyken de böyle pamuk şekeri kıvamında bir adamdı. Demek, Sadreddin’i delirten Songül’müş. Buna rağmen her hafta söylediğim gibi; benim gönlüm ne İpek ne Begüm.. Sadreddin’i hala Songül ile yan yana görmekten yana. Tabi Songül’ün de cadalozluğunu bir kenara bırakıp mülayim bir insan olduğunu görmeyi umuyorum.  Songül ve Bahri Baba’nın da bir-iki sahne haricinde bu hafta neredeyse hiç görünmemesi dikkatimi çekti. Özellikle; Bahri karakterinin sahneleri son zamanlarda baya azaldı. Karakter işlevini kaybetti.  Oysa ki, ağırlığı olan bir karakterdi. Bu kadar önemli bir karakteri neden vasıfsızlaştırdılar anlamadım. Öyle Sema’ya savcı hesabı sorup ortadan kaybolacak adam mıydın sen Bahri Baba?

Ayşegül’ün muhbirliği ile yakalanan uyuşturucuların suçu da Sadreddin’e kaldı. En azından Neşet’in gözünde. Olan da Begüm’e oldu. Son sahnede Sadreddin ile Begüm’ün geçirdiği kazadan sonra ve fragmandan da anladığımız kadarıyla Begüm’ün yüzünde iz kalacak.. Bu da, Sadreddin vicdan azabını arttıracak. Poyraz’ın da vereceği tepkiyle Sadreddin kendisini iyice suçlu hissedecektir. Artık bundan sonra Begüm’den uzak mı durur, ona iyice mi yakınlaşır izleyip göreceğiz. Ama yüzündeki izle Begüm’ün daha çok bunalıma gireceği bir gerçek. Zaten, şu zamana kadar olan bunalımından sıkılmıştık. Gerisi için Allah hepimize sabır versin. Şebnem Hassanisoughi ‘nin (evet bende soyadının nasıl okunduğunu bilemiyorum. Google amca yardımıyla yazdım) oyunculuğunu çok beğensem de, Begüm karakterinin işlevinin kalmadığını düşünüyorum.

Sadreddin’den devam edecek olursak. İhsan, Zülfikar’dan Aysen Berk’in yerini öğrenebilmek için Sadreddin’in telefonunu kullandı. İnsanın aklına doğal olarak geliyor. Sadocum sen hem mafyasın hem de o kadar mafya babasının arasına muhbirlik için girmişsin. Neden o telefonuna bir şifre koymadın? Gelen giden açıp- ona buna mesaj atıyor.

Aysen Berk’i Neşet’in adamlarına kaptıran Poyraz, Zülfikar ve Taşkafa’nın sonu da nezarethane oldu. Poyraz’ın hayal diye konuştuğu Albay’ın gerçek çıkması mı daha komikti, Zülfikar’ın yan koğuşa gelen Tripot’u ‘Bu senin damat. Meltem’in kocası’ diye tanıtması mı daha komikti karar veremedim. Ne kadar ceza alacaklarını hesaplayan Taşkafa’nın kadın cinayetleri karşısında sıkça gündeme gelen iyi hal indirimine gönderme yapan replikleri için ayrıca tebrikler.

Ayşegül ve Neşet’i gören Poyraz da soluğu Ayşegül’ün evinde aldı. Bu sahnedeki oyunculukları da çok beğendim. Neşet’in asıl niyetini çoktan çözen Ayşegül’ün bunu Poyraz’a çaktırmamak için hala Neşet’i savunur pozlarda takılması çok iyiydi. Ayşegül’ün amacını bilmeyen Poyraz’ın gözlerindeki acı da…

Ayşegül’ün, oynadığı oyun gereği Neşet’in aşkını ilan etmesine karşılık verir gibi davranması, Neşet ile hayalinde başka- gerçekte başka konuşması da eğlenceli bir sahneydi. ‘Senin aşkın- sevgin batsın pislik’ lafı birçok izleyicinin diline dolandı bile. Bir de, bu Neşet’in sanatsal kişiliğini çok seviyorum. Adam resim yapıyor, dans ediyor, türkü söylüyor. Haftada Ayşegül diye akrostiş şiir yazsın lütfen.

İsa’yı döven çocukları toplayan Taşkafa İsa’ya verdiği dersle hem izleyicinin gönlünü fethetti hem de Ümran Hanım’ın onu affetmesine bir adım daha yaklaştı. Olayların kavga ve şiddetle çözülemeceğini vurgulayan Taşkafa konuşmanın finali de ‘Eee acıktım ben’ diyerek olabilecek en iyi şekilde yaptı. Müzisyen olmayı isterken, belinde silah taşıyan bir mafyaya dönüşen Taşkafa’yı çok seviyoruz. Söylemeden geçmeyelim.

Poyraz’ın ismini vererek hakkında soruşturma açılmasına neden olan Şevket Müdür de her bölüm başka birisinin etrafında çıkıyor. Bir İhsan-yani Adil Topal, bir Bahri Baba, Bir Neşet, bir Savcı Hakan derken adamın değiştirmediği saf kalmadı. En çok hangisinden memnun kaldığını merak ediyorum. Deneye deneye bulacak galiba yerini.

Son sahne 3 karakter için de kritik noktalarda kaldı. Poyraz Neşet’le yüzleşti, Ayşegül’ün Savcı Hakan ile konuşurken peşindeki İhsan’a yakalandı, Sadreddin kaza yaptı.

Neşet’in silah çektiği Poyraz’ın ölmeyeceği zaten kesindi. Fragmandan da anlaşıldığı üzere gayet sağlam, hala taş gibi kendileri. Büyük ihtimal; o sahne Poyraz’ın her şeyi Neşet’e itiraf ettirmek için planladığı bir oyundu, silah da kuru sıkıydı, Meltem de, bunları kayıt alıyordu.

Hem, Poyraz, Neşet’in gerçek niyetini bunu zaten bilen Ayşegül’e ispatlarsa, başka bir oyun çeviren Ayşegül’ün- hem de niyetini anlayan Poyraz’a karşı Neşet’in ne yapacağının merakıyla yeni bölümleri bekliyoruz.

Twitter: Sibel Doğu

e-mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

 

 

 

 

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz' a haftanın yorumu

Dilek Doğu'nun yazısı

Sevdiğiniz adam mı, kardeşiniz mi deseler siz ne derdiniz? Sizler de Emine gibi ilk önce gardaşınızın hayatını kurtarıp, akşamına da koşarak gidip sevdiğiniz adamı mı kurtarırdınız, yoksa aradan çekilir miydiniz? Bende olsam Emine’nin yaptığını yapardım. O kendisine yakışanı yaptı herkesin karşısına geçip ‘öleceksek beraber öleceğiz’ dedi. Racon kesildi, 2 cana karşılık onların canı bağışlandı. Tipi ise , bu konudan hiç mi hiç memnun kalmadı doğal olarak. Kim memnun olurdu ki zaten? Can düşmanı ile ablası karşısına geçti. Ablasını öldüremediği için Emine’ye ‘yapman gerekeni yap bende arkandan yasını tutayım’ demek kaldı Tipi’ye. Emine’yi son dakika kurtarmak da Nazlı’ya kaldı.Ama bana bu sahne çok saçma geldi.

Çünkü bu sahnenin hemen öncesinde Hızır Reis, Emine’ye ‘Abla kalk eve git. Kadınların bizim aramızda işi yok, racona uymaz’ deyip hemen arkasında -kendi ikinci eşini diyelim- Nazlı’yı oraya ölümüne hükmü verilen birini kurtarmaya göndermesi çok saçmaydı benim fikrimce. Neyse şimdilik ‘sevenler sağ salim inşallah kavuşsunlar’ diyerek bu konuyu kapatalım.

İlyas, Fikret’i ofisine bırakırken Fikret öyle bir söz söyledi ki, İlyas gidip Esra’dan özür diledi. ‘Seviyorsa öl ama sevdiğini bırakma’ sözünü duyunca koşa koşa Esra’ya gitti. Ama doğal olarak çok ters tepti. Esra, bırakın eve geri dönmeyi verdiği cevapla hepimizi şok etti ekran başında. ‘Seninle artık cenneti bile istemiyorum İlyas, bir daha da karşıma çıkma’ diyerek konuşmaya son noktayı koydu.

Üstelik tüm bunlar Ünal Bey’in yanında oldu. Ve artık Ünal Bey’in eline bir koz daha geçti. Bakalım bundan sonra nasıl değerlendirecek Ünal Kaplan bu kozu? İlyas, Esra’yı geri kazanmaya ve onunla evlenmeye kesin karar vermiş durumda. Ama Esra’nın eline de İlyas’ın Özgür’ün evinde çekilmiş resimleri geçti. Bence ortada olan hiç bir şey yok. İlyas, fena halde sarhoştu ve o an sızdı kaldı. Tabii ki Özgür ve Yaren bunu fırsata çevirerek, beraber olduklarını ima ettiler. Bakalım gerçek nasıl ortaya çıkacak?

Benim fikrime göre burada Meryem Çakırbeyli hemen devreye girecek. İlyas’a gerçekten değer veriyor ve kardeşi gibi seviyor onu çünkü. Gidip Özgür’ü konuşturacaktır. Hepsinin kendisi ve Yaren’in oyunu olduğunu bir güzel anlattıracaktır Meryem. Tüm bu işler meydana çıkınca da sevenlerimiz kavuşacaktır. Gelgelelim ki tüm bu oyunlar belki avukat hanımımızı kurtaralabilir, ama artık bu Yaren’in sonu olacaktır. Yaptıkları bini aşan Yaren, artık kendi sonunu da hazırladı.

Ünal Bey, yine masa için hamlesini yaparak yurt dışına çıktı. Hızır, Özkan ile ilgili tüm gerçekleri öğrenmişti. Arabalara ve galeriye bomba koyanın o olduğunu ispatlamıştı. Nevzat Bey’den aldıkları ses kaydı ile masaya oturdu, Hızır Reis’in planı önce Özkan’ı öldürmek, arkasından da Ünal Bey’i masanın başkanlığından indirmekti.

Ama, Şahin Ağa onu uyardı. Bunu dinlemeyen Hızır, ne Özkan’ı öldürebildi ne de oylama yapabildi. Çünkü Ünal Bey toplantıya gelmeyip vekili olan Alparslan’ı yolladı. Maalesef ki vekilin olduğu masada ne hüküm verilebiliyor nede oylama yapılabiliyordu. Hızır Reis, yine hayaller ve gerçekleri yaşadı maalesef.

Bunlar, hemen hemen bölümün son sahneleriydi. Toprak da, kalkıp Alparslan’a diklenerek ‘sende kimsin be’ dedi ve ölüm fermanını hazırladı. O kadar çok hakaret edip üzerine gitti ki Alparslan’ın, o da silahını çekip alnını ortasından vurdu. Arkasından da ‘bu masada bir lider var, ben varım vekili olarak Ünal Bey’e yapılan hakaretin karşılığını verdim. İsteyen Ünal Bey gelince şikayet etsin. Toplantıda bitmiştir’ diyerek finali yaptı.

Bu Alparslan’ın bu masada aynı hareketi ikinci yapışı. Ona da bu masada bir haller oluyor.Daha öncede amcasının vekili olarak oturup, ona hakaret eden birini öldürmüştü. Aman ne olur Alparslan bu masada gerçekten lider olmasın. Vekil iken herkesin kafasına sıkan, lider olunca neler yapmaz. Karakter kalmaz dizide mazallah.

Bunların dışında, pek hareketli bir bölüm olmadı, durağan geçti. Sanırım artık sezon finali yaklaşıyor ve normal olarak herkese bir yorgunluk çökmüş. Herkesin emeklerine sağlık diyerek bitirelim bu haftaki yorumu.

Twitter: dilek_doğu